Belediyenin malı deniz, park yerini ayırmayan domuz

belediyemali5.jpg

İstanbul’un büyük sorunlarından biri: Trafik. Kimimiz her gün, şanslılarımız arada sırada çeker, şikayet eder, “yaşanmaz oldu artık İstanbul” der ve yaşamaya devam ederiz. Aramızdan cesaretli olup, “ben gidiyorum” diyip gidenler de olmuştur. Ama çoğumuz belediyeye, diğer şöförlere, araç üreticilerine küfrede küfrede devam ederiz gündelik hayatımıza. Haklıyız haklı olmasına da, suçu kendi içimizde de aramak lazım. Yürüme mesafesinde yerlere araba ile gitmeler, otobüsleri hor görmeler, araç sahibi olmayı bir sosyal statü olarak algılamalar v.s.

Trafik sorununun bir parçası da park sorunu. Trafik sıkışıklığında en nihayetinde yoğunluğun açılacağını ve istediğiniz yere ulaşacağınızı bilmenize karşın, park yeri arayıp da bulamayınca insan çok umutlu olamıyor. Lakin bir park yerinin boşalması için saatlerce bekleyebilir veya arabayı evinizden kilometrelerce uzağa parkedip eve taksi ile dönmeyi deneyebilirsiniz. Ama insan evinin civarında, yaklaşık yarım saat boyunca turlar atıp halen park edebilecek bir yer bulamayınca, hele bir de işten yorgun argın gelip, evde ayaklarını uzatıp bilgisayarın başına geçmeyi düşlüyorsa ve bu döngü her gün tekrarlanıtyorsa, bu çaba sonunda bir işkenceye dönüşüyor.

Otopark yapılabilmesi için yakılan tarihi binalar, kamuya ait sokakları parselleyip otopark haline getiren, para vermediğin takdirde aracının zarar görebileceği konusunda tehditler savurabilen deynekçiler, bir kuruş vergi vermediği halde tomarla para götüren otoparklar hayatımızın bir parçası olmuş durumda. Biz de bu sorunu daha da kötüleştirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Aman başkası çarpmasın diye iki arabalık yere parkediyoruz, gideceğimiz yerde otopark olmadığını bile bile hala araba ile gidiyoruz, daha fazla araba alıyoruz, binalar yapılırken otopark koymuyoruz. Belediyeler bu durumdan kazanç elde etme peşinde. Binaların otopark yapma zorunluluğu ise sadece mevzuatta kalmış gibi görünüyor.

belediyemali6.jpg

Bu otopark sorunu ile ilgili beni geçen bir kaç aydır özellikle çıldıran bir olay var. Biliyorsunuz esnafımızın “dükkan önü kapanmasın” şeklinde bir düşünce yapısı var. Müşteri park edecek, mal gelecek, vitrinim kapanacak gibi sebepler ile dükkanlarının önüne park edilmez levhaları, saksı, teneke kutu, masa, sandalye gibi cisimler koyarak araçların park etmelerini engelliyorlar. Zaten kısıtlı sayıda olan park yerlerini daha da kısıtlı bir hale getiriyorlar. Bazen hak veriyorum, adama mal gelmiş, kamyonun yanaşabileceği bir yer yok. Esnaflar da çözümü dükkan önünü barikatlar ile parsellemekte bulmuş. Bu konuda pek çok kavgaya şahit oldum. Gazetelerde ölüme kadar uzanan kavga hikayeleri okuduğumu da hatırlıyorum. En azından araçlarına zarar verilen bir kaç tanıdığım var.

belediyemali3.jpg

Bu barikatlar nedeni ile trafik akışı da etkileniyor tabi. Artık bezip de yolu daraltıcak şekilde araç koyup çöp arabalarının, itfaiyenin v.b. geçişini engelleyenlerden, sokakları trafiğe kapatıp park yeri yapanlara kadar bir çok örnek bulunuyor. Hemen yanımızdaki okulun kapısının önüne parkedip gelen öğrenci servislerini yolun ortasında saatlerce beklemesine neden olan çok araç sürücü ile karşılaştım.

Hani biraz anlayış çevresinde olay çözümlenebilir. Sonuçta esnaf akşam dükkanı kapatıp gidiyor, akşama mahalle sakini geliyor. Sabah sakinimiz mahalleyi terkederken esnafımız tekrar barikatını kuruyor. Ama esnaf sanırım artık bu kavgalardan usanmış ve her gün barikat kurma angaryasından sıkılmış olacak ki, bu barikatları kalıcı bir hale getirmeye başladı. Dükkanların önü kocaman, çiçeksiz beton saksılarla, veya caddeye monte edilmiş demir direklerle dolmaya başladı. Adam güpegündüz belediyenin sorumluluğundaki kamu alanı olan caddeleri işgal ediyor. Bir allahın kulu da gidip sen ne yapıyorsun kardeşim diye sormuyor. Ben bir kaç kere sormayı denedim. Adamlar bunu düpedüz bir hak olarak görüyorlar. Böyle bir soruyu ise çok alınganlıkla karşıladıklarını söylemem gerekiyor. Sağlam bir cüsseniz yoksa veya arkanız sağlam değil ise denememenizi tavsiye ederim.

belediyemali1.jpg

Son olan olay ise bardağı taşıran son damla oldu. Bizim apartmanın hemen yanında ha çöktü ha çökecek 2. dereceden tarihi eser bir bina var. Binanın diğer tarafında bir ilköğretim okulunun bahçesi olması, binanın bir teneffüs anında çökmesi durumunda altında kalacak çocukların olması bile anladığım kadarı ile bu soruna bir çözüm getirilmesini gerektirmiyor. Bina çöktüğü takdirde bizim salon ve yatak odasını da beraberinde götüreceği için ucu bana da dokunuyor.  Bu aslında başlı başına bir yazı konusu.

Bu binanın sahibi olduğunu öğrendiğim ve hemen karşımızda oturan bir arkadaş, yine üçüncü şahıslardan aldığım bilgilere göre, bina çöktüğü takdirde altına park edilmiş olan aracın zarar görmesini engellemek amacı ile binanın önüne araçların park etmesini engelleyecek şekilde demir direkler dikti. Ama işin garibi bu direkleri istendiğinde anahtarla açılabilecek şekilde kilit ile sabitlemesi idi. Lakin bu beyfendi, akşam geldiğinde büyük bir keyif ile direkleri söküp kendi aracını parkedip, sabahları da tekrar direkleri yerine koyup, akşama park yeri arama derdi olmadan istediği yere gidebiliyor. Sanırım başkasının araçı yıkık altında kalacağına kendisinin aracı kalsın masalını herkesin yutmasını bekliyordu.

Yahu, ne güzel iş. Sen gel kapının önüne kilitli direk tak, caddedeki kişsel park yerini ayır. Al sana park sorununa kişisel çözüm. Park yeri aramaktan o kadar bezmişim ki, utanmasam ben de yapacağım. Ve yine işin komiği beyfendi bunu bir hak olarak görüyor. Etrafta konuştuğum bir kaç arkadaştan bu gibi örneklerin tahminimden de çok olduğunu öğrendim.

belediyemali2.jpg

Üşenmedim aradım taradım, bu işin kanundaki yerini buldum. Devletimiz bu tip kişsel girişimleri pek hesaba katmadığı için olacak, kanunlar daha çok iş yerleri için düzenlemelerden bahsetmiş.  17354 nolu, 29/05/1981 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürülüğe giren 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu‘nun 52. maddesi uyarınca  bu yol işgalleri harca tabiymiş. Ama tabi ne bunu denetleyen var, ne de bir kuruş işgal harcı veren. Sorduğum bir kaç yerin “Ne işgali!” şeklindeki tepkisinden böyle bir uygulamadan bile bihaber olduklarını anladım. Kanunda bu işgallerin hangi amaçlar doğrultusunda kullanılabileceği konusunda ise pek bir şey bulamadım. Eğer bilen varsa ve beni aydınlatabilirse sevinirim.

Konu ile ilgili e-posta ile bir kaç şikayet girişimim oldu. Şikayeti hangi makama yönlendireceğimi bilemediğim için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, Beşiktaş Belediyesi’ne ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne başvurdum. Başvurumu e-posta ile yapmış olmamdan kaynaklanıyor olmalı ki, bir kaç “Bizim sorumluluk bölgemizde değil” cevabı harici bir yanıt alamadım. Aradan geçen üç ay içinde de durumda pek bir değişiklik olmadı. Eğer bir ara zaman bulabilirsem konuyu yazılı olarak Beşiktaş Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’ne iletip, duruma bakacağım.

belediyemali4.jpg 

Tabi ki her esnaf ve araç sahibi bu kadar duyarsız ve saygısız değil. Etrafta bu durumdan rahatsız olan pek çok kişi ile de konuştum. Etrafta iş yerlerinin artması ile beraber gittikçe kötüleşen bu soruna kalıcı bir çözüm bulunamasa bile, en azından mevcut park yerlerinin kişisel çıkarlar için kullanılmamasını sağlamak gerekiyor. Bunun için de birilerinin dikkatini çekmek gerek. Bu konudan rahatsız olanları örgütleyerek toplu bir şikayet dilekçesi hazırlanabilir.  Hoş halkımızın bu tip örgütlenmelere bakış açısı da pek olumlu değil ama eğer yazılı başvurudan sonra da bir çözüm bulunamaz ise bunu denemek lazım. En kötü ihtmal bir kutu japon yapıştırıcı alıp bir gece etraftaki tüm kilitli direklerin kilitine birer adet sıkacağım. O park yeri bana yar olmazsa, kimseye olmasın.

“Belediyenin malı deniz, park yerini ayırmayan domuz” için 2 Yorum yapılmış.


  1. 1 erbatur

    Yazılarınızın hastasıyım Orhon usta. Okurken çok eğlendim valla, ya neşeli bir üslubun var, ya da içimdeki intikam duyguları beni benden alan… Üstelik yazıyı çeşitli kaynaklarla zenginleştirmiş olman da ayrı bir psikopatlık olduğu için daha da bir beğendim. Japon eylemine varım, haber ver yeter.

  1. 1 Okula taş yağdı | Tolga Der Ki...
    08 Eylül 2007 16:21 yazısı için Pingback tarafından yapılan yorum

Yorum yapın