
Ben tatillerden pek hoşlanmam. Güneş bana zararlı, deniz kum hiç sevmem. Ara sıra değişiklik olsun diye gideriz bir yerlere, ama hep evimi özlerim.
Geçen ay kardeşim Taylan ile Melis’in düğününden sonra topluca tatile gitmeye karar verdik. Topluca derken, aileler, arkadaşlar falan 20 kişi kadar olduk. Taylan’lar Bodrum’da bir otel seçtiler. Topluca rezervasyon yapıldı ve düğünün ertesi günü otele vardık.
İster aptala malum olurmuş deyin, ister huysuz herif deyin, ben baştan beri huzursuzdum. Hem tatili sevmiyorum, hem de bu tip toplu organizasyonlardan pek hazzetmem. Üstelik salakça bir uygulamayı öğrendim. Eğer Türkiye’de yaşıyorsanız ve Türkiye’de tatil yapmak istiyorsanız, yurtdışından gelenlere göre çok daha fazla bir ücret ödemeniz gerekiyor. Bunun mantığını bir türlü çözemedim. Türklerin yurtdışında tatil yapmaları için bir teşvik mi, yoksa otellerinde Türkleri istemediklerinden mi, bilemedim. Ama kıramadım insanları.
Olaylar otelin kapısından girmemiz ile başladı. Rezervasyondaki arkadaş kayıt formlarını fotokopi çektiklerini ve biraz bekleyeceğimizi söyledi. Niye hazırda tutmadıkları sorusunu ise sanırım anlamadı. Resepsiyondaki arkadaş Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça konuşmayı bilmiyordu sanırım. Neyse çok geçmedi formlar geldi. Odalar belli oldu.Fakat odaların anahtarları yokmuş, biraz bekleyecekmişiz. Odaların anahtarlarının nasıl olup da olmadığı sorusuna ise elbette ki bir cevap alamadım. Nihayet anahtarlar bulundu biz de odalarımıza gittik. Ama maalesef odalarda elektrik yoktu. Çünkü odalarda elektrik anahtar ile çalışıyordu ve elimizdeki anahtarlar bu düzeneği çalıştırmıyordu.
Abartısız bizim gruptan gelen hiç kimsenin elektriği yoktu. Sorunu çözmeleri oldukça zaman aldı. Öyle ki gecenin bir yarısı elektrik olmadığı için oda değiştirmek durumunda olan arkadaşlarımız oldu. Neyse ki odalar fena değildi. Gerçi bizim odanın askısı yoktu ama onu da kısa sürede temin ettiler.
Böyle aksaklıklar olur tabi diye kendimizi teselli ettik. Ama maalesef bu sorunlar devam etti. Yine istinasız tüm arkadaşların odalarındaki lavabolar istinasız akıtıyordu. Bizim sifon su sızdırıyordu. Odada sıcak su yoktu. Sıcak su ve sifon tamir edildi. Fakat bu sefer de sifon durmak bilmedi. Su akıtan duşlar ve lavabolar ile bütün hafta boyu uğraşmamıza rağmen bir sonuca ulaşamadık. Bazı arkadaşlarımız oda anahtarlarını devamlı resepsiyonda bırakmak durumunda kaldılar, çünkü kendilerine temizlik ekibinin anahtarı verildiğinden temizlik ekibi dışarıda kalıyordu.
Otelin yemeklerinin fena olmadığını söyleyebilirim. Gerçi ben çok hoşlaşmadım ama gurubun çoğunluğu mutluydu. Odalar iyi kötü temizleniyordu ama otel çalışanlarının incelikten uzak davranışları insanın keyfini kaçırıyordu. Örneğin sonradan gelen bir arkadaşımıza beklerken çay isteyip istemediğini sormuşlar. Ardından da çay ile beraber hesabı getirmişler. Biz bir kaç gün sonra lobide çay içmek istedik, ama 45 dakika süren bekleyişten sonra da vazgeçtik.
Gurup halinde olduğumuz için doğal olarak beraber yemek istiyorduk. Bir garson arkadaşa rica ettiğimizde bize bir masa hazırladılar. Ertesi gün yine rica ettik. Tamam dediler. Ama geldiğimizde yer falan yoktu. Sorduğumuzda böyle bir uygulama olmadığını söylediler. İyi de o zaman neden ilk sorduğumuzda söylemiyorsunuz? O arkadaş meğerse bize yanlış bilgi vermiş. Yapılacak bir şey yok, bari iki üç masa birleştirelim dedik, ama gelen bir garson arkadaş bunu yapamayacağımızı söyledi. Nedenini sorduğumda ise bana terbiyesiz diyerek uzaklaştı. Aynı gece kendi yemek almak isteyen bir turistin üzerine aşçıların biri tarafından kepçe fırlatıldığına da şahit oldum.
Bu olaylar üzerine Nesli ve Banu genel müdür yardımcısını bulup, konuşmuşlar. Sonuç olarak adam ben bu işi sizden daha iyi bilirim tarzında bir yaklaşımla başında savmış bizimkileri.
Ertesi günü şans eseri genel müdür ile tanıştık. Ona da dertlerimizi anlattık. Nispeten daha mantıklı bir adamdı, ama sonuçta bize söyledikleri Bodrum’da kalifiye adam bulmanın zor olduğu ve bu nedenle de bu tür olaylara sıklıkla karşılaşılmasının doğal olduğu idi. Bu arada öğrendik ki bizim odaların inşaatı daha bir iki gün önce bitmiş. Biz de odaların ilk müşterileriymişiz. Biz de bir güzel “beta tester” olarak kullanılmışız.
Akıtan lavabo ve duşlar anladığım kadarı ile bu otelin geleneksel bir imzası. Çünkü internette okuduğum yorumlarda da bir kaç kere bahsedilmiş. Yine bahsedilen bir konu da otelin pahalılığı. Bir şişe suya 3,5 YTL, bir kolaya 6 YTL ve bir duble rakıya 12 YTL istiyorlar. Bu rakamlar normal bir restoran fiyatlarından çok da farklı olmayabilir, ama bir hafta kalacağın ve odalara yiyecek içecek sokmanın yasak olduğu bir otel için oldukça yüksek.
Otelin büyük bir bakım sorunu var. Akıtan duş ve lavaboların yanı sıra, çalışmayan kilitler, olmayan elektrik, kalibrasyonu bozuk ve iki üç kere içinde mahsur kaldığımız asansörler bunlardan bir kaçı. Yine otelde hiç bitmeyen inşaat da cabası. Hiç bitmeyen diyorum çünkü iki yıl önceki yorumlarda da inşaattan bahsediliyor, biz ordayken de devam ediyordu. Bu arada Bodrum’a inmek isteyenler olursa, gecenin bir saatinden sonra dolmuşlar sadece kalabalık bir gurupsanız gelip sizi alıyorlar. Onun haricinde de 14 kilometrelik yolu almaları da yaklaşık 50 dakika alıyor.
Otelden ayrılırken oldukça mutluydum. Genelde ben huysuz olurum, ama Amerika’dan gelen mulis bir arkadaşımız bile ziyaretçi defterine WTF yazınca, kendimi çok yalnız hissetmedim.
Size tavsiyem bu otelde kalmayı planlıyorsanız, bir kez daha düşünün.



tek kelimeyle mükkemmek bir otel ne istersen bulabilirsiniz ben yaşadım geçen sene herkese tavsiye ederim.. yemekler müthiş, barları dört dörtlük animasyon ekibi mühteşem bi tek müdür yardımcısı iyi değil özgür die birii