'Hayata Dair' kategorisi için arşiv

Okula taş yağdı

yikilancati1.jpg

Geçenlerde park yeri sorunu ile ilgili yazımda bahsetmiş olduğum harabe binanın çatısı az önce çöktü. Tam da bilgisayar başında çalışırken çıkan gürültüden de yerimden sıçradım. Önce deprem oluyor sandım. Sonra arka bahçeden yükselen toz bulutunu gördüm. Arka bahçeye baktığımda tozların arasındaki molozları fark ettim. Hemen dışarı fırladım.

Okula taş yağdı yazısını okumaya devam edin

Digiturk: Sevmedim, sevemedim

digiturk.gif

Digiturk’e oldum olası kanım ısınamadı. Pek öyle televizyon seyretmeyi seven biri de değilim. Ama Nesli’nın ısrarlarına dayanamayıp iki yıl kadar önce abone olduk. Baştan beri hep bir şeyler ters gitti. Geldiler kurulumu yaptılar falan, iyi güzel. Aradan bir kaç gün geçti, arada sinyal gidip geliyor. Arıyorum destek hatlarını, bizde bir sorun yok diyorlar. Hani devamlı olan bir şey olsa neyse. Bazı kanallar düzgün, bazıları sapıtıyor. Mantıksız da bir durum yani. Neyse çok sorun olmadı bir üç ay kadar. Ondan sonra iyice azıttı. Filmin ortasında sinyal gidiyor, deli oluyorsun. Açtım telefonu, yumdum gözümü. Servis gönderdiler. Servis elemanı geldi ve dedi ki, evin içinden geçen kabloda ek yapılmış ondan sorun oluyormuş. İyi dedim düzeltin o zaman. Ama bu ücrete tabiymiş. Bir dellendim. Arkadaşım, kabloyu evin içinden senin servisin çekmedi mi, çekti. Ara bağlantıyı yine servis yapmadı mı, yaptı. Neden kendi hatanı bana yüklüyorsun ki? Dedim madem öyle, aradım müşteri hattını, dedim iptal edin. Sağ olsunlar tek bir soru bile sormadan iptal ettiler. Alışmışlar sanırım. Zavallı servis elemanı da şaşırdı bu öfkeme. Dedi ben yine de yapayım tamiri, siz en azından kesilene kadar seyredin.

Digiturk: Sevmedim, sevemedim yazısını okumaya devam edin

Belediyenin malı deniz, park yerini ayırmayan domuz

belediyemali5.jpg

İstanbul’un büyük sorunlarından biri: Trafik. Kimimiz her gün, şanslılarımız arada sırada çeker, şikayet eder, “yaşanmaz oldu artık İstanbul” der ve yaşamaya devam ederiz. Aramızdan cesaretli olup, “ben gidiyorum” diyip gidenler de olmuştur. Ama çoğumuz belediyeye, diğer şöförlere, araç üreticilerine küfrede küfrede devam ederiz gündelik hayatımıza. Haklıyız haklı olmasına da, suçu kendi içimizde de aramak lazım. Yürüme mesafesinde yerlere araba ile gitmeler, otobüsleri hor görmeler, araç sahibi olmayı bir sosyal statü olarak algılamalar v.s.

Belediyenin malı deniz, park yerini ayırmayan domuz yazısını okumaya devam edin

Öylesine bir başlangıç

Uzun zamandır aklımdaydı. Kızdıklarımı, düşündüklerimi felan yazayım bir blog’a, söyleyemediklerimi, çevremle paylaştıklarımı, tecrübelerimi paylaşayım diye. Birşey beklediğim de değil hani, ama bakarsın bir akıl veren olur, başkasını kafasına takılan birşeyi dile getirirsin, birinin sorusuna cevap olur, kısacası kısmi bir paylaşım olur diye hayaller kurmaktayım. Eee olmadı, olsun. Hevesim geçene kadar uğraşırım. Bir noktada tıkanır insan. Ama yine başlayabilmek gerek.

 Neyse, dedim ya uzun zamandır aklımda, kısmet bu güneymiş. Aslında son bir iki aydır söylemek istediğim şeylerin sayısı da bir hayli artmıştı. Ha bu gün, ha yarın derken bu hafta içi bir rakı masasında Utku‘nun da verdiği negatif tepkiye misilleme babında sıvadım kolları. Pek öyle de uğraşmadım hani, fazla da birşey yok sitede. Bir parçamı yansıttım işte.

 Başlangıçta bir sürü konu var tabi aklımda. İlk gazla arka arkaya bir kaç tane yazarım herhalde. Bu arada yavaş yavaş varsa eksik yüksükleri tamamlarız. Ama sonraları aralar açılır. Umudum haftada bir iki kez bile olsa arada girip bir kaç şey karalamak. 

 Hadi hayırlısı…